• DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
Binali Yıldırım TRT World Forum Açılışında Konuştu

Binali Yıldırım TRT World Forum Açılışında Konuştu

Ankara (CUHA) – TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Anadolu Ajansı’nın Global İletişim Ortağı olduğu, “Parçalanmış Bir Dünyada Barış ve Güvenliği Yeniden Düşünmek” temasıyla düzenlenen TRT World Forum’un açılış konuşmasını yaptı.

Yıldırım, TRT World Forum’un açılış konuşmasına İngilizce başladı.

Yıldırım, forum boyunca dünyanın dört bir yanından gelen uzmanlar, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, siyasetçilerin, barışın ve güvenliğin tesis edilmesi, dünyada devamlılığının sağlanması ve halklara bunun sunulması için çaba harcayan insanların bir araya geleceğini ve harcanan çabanın gerçekten hedefe ulaşmayı destekleyeceğini söyledi.

“İngilizce bu kadar konuşmam yeterli. İngilizcem, konuşmamı daha fazla sürdürmeye yeterli değil. Benim için konuşmamı ana dilimde sürdürmek çok daha uygun olacak.” diyen Yıldırım, Türkçe konuşmasına “3 kıtayı birleştiren, ortasından deniz geçen, dünyanın açık hava müzesi İstanbul’a hoşgeldiniz.” sözleriyle başladı.

Yıldırım, TRT’yi konuyu dünya gündemine getirdiği için tebrik ederek, şöyle devam etti:

“Parçalanmış Bir Dünyada Barış ve Güvenlik, önemli bir konu, önemli bir başlık. 3 kıtada 600 yıldan fazla barış ve kardeşliği yaşatmış olan bu topraklarda, bu konunun görüşülmesi çok daha anlamlı. Bizde bir laf vardır, ‘Damdan düşenin halini, damdan düşen anlar.’ Dolayısıyla bu forum, insanlığın ortak sorunlarına ortak çözümler geliştirme noktasında büyük bir katkı sağlayacak. Sınır aşan sorunlarla karşı karşıyayız. Artık sorunlara ‘yerel ya da bölgeseldir’ diye bakamayız. Olaylara daha büyük bir aynadan bakma mecburiyeti var. Eğer böyle bakarsak ayrıntılarla boğulmayız, zaman kaybetmeyiz. Dünya sorunlu, yaşadığımız bölge daha da sorunlu. İbn-i Haldun, ‘Coğrafya kaderdir.’ demiştir. Doğrudur, her coğrafyanın kaderi vardır. Kaderiyle yaşamak, o coğrafyadaki insanların göz yaşından uzak, huzur, barış içerisinde hayatlarını sürdürmek de ülkeleri yöneten, sorumluluk alan bizlerin görevidir.”

Türkiye’nin sorunlarla çevrili bir coğrafyada bulunduğunu belirten Yıldırım, “Bu sorunların doğal uzantıları, tabiatıyla bizi etkiliyor. Suriye’de 8 yılı aşan iç savaş sebebiyle en büyük bedeli ödeyen ülkelerden biriyiz. Lübnan da Ürdün de aynı bedeli ödüyor. 3,5 milyon kardeşimize kucak açtık, onların hayata tutunmalarına vesile olduk. Bazı ülkeler bunu anlamakta zorlanıyor. ’30 milyar dolar para harcadınız.’ diyorlar, anlamıyorlar, anlayamıyorlar çünkü mesele insan olunca, insanı yaşatmak olunca paranın değeri olmaz. Bir insanı kurtarmak, bir cihanı kurtarmak demektir. Bizim anlayışımız, bizim inancımız bunun gerektiriyor. Onun için biz bunu yapıyoruz.” dedi.

TBMM Başkanı Binali Yıldırım, dünyada ve bölgede büyük karışıklıklar ve ciddi gelişmişlik farkı olduğunu, yeryüzü kaynaklarının adil bir şekilde paylaşılmadığını, teknolojileri, imkanları ileri olan ülkelerin kaynaklara önce ulaştığını, daha sonra gelenlerin bunlardan mahrum kaldığını anlattı.

Necip Fazıl Kısakürek’in dünyadaki eşitsizliği “Allah’ın 10 pulunu bekleyedursun 10 kul, bir kişiye tam 9, 9 kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa” sözleriyle anlattığını aktaran Yıldırım, “Yeryüzü kaynaklarının eşit ve adil şekilde paylaşılmaması, dünyadaki insanların huzurunu kaçıyor. Bu huzursuzluğun tek kaynağı savaş, çatışma değildir, aynı zamanda açlık, yoksulluk, susuzluk, işsizlik, ümitsizlik bu sorunların kaynaklarını oluşturuyor. Daha az gelişmiş ülkelerde sorunun daha da derinleştiğini görüyoruz. Yapılan araştırmalara göre, dünyada serveti en yüksek 8 kişinin elinde tuttuğu servet miktarı, dünya nüfusunun yarısının servetine denk geliyor. Bu kişilerin sahip oldukları 420 milyar doları aşkın servet, dünya genelinde 3 milyar 600 bin kişinin ihtiyacı olan paraya denk. Bu durum, küresel eşitsizliğe çok çarpıcı ve küçük bir örnek. Benzer durum, ülkelerin kendi içinde de geçerli. Tabii ulusal, uluslararası çelişkilerin derinleşmesi, çatışma risklerini de artıran diğer bir sebep.” diye konuştu.

Yıldırım, herkesin barış, huzur, güven içinde yaşadığı bir dünya hedefine ulaşmanın, “güçlü ülkeler”in adil davranma ve iyi niyete dayalı işbirliği yapmalarıyla mümkün olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

“İşbirliği yapmayı gerektiren meselelerin başında terörle mücadele geliyor. Terör ve terörizm, ülkeye, dine, etnik kimliğe bakmadan kayıtsız ve şartsız reddedilmeli. Terör, hiçbir şekilde finanse edilmemeli, silah ve para desteği sağlanmamalı. Kişinin neresi ağrıyorsa, canı oradadır. Terör sebebiyle Türkiye’nin uzun yıllar canı yanmıştır. Türkiye, 30 yılı aşkın bir süredir bölücü, etnik PKK terör örgütüyle mücadele ediyor. Yaylaları boşalttıran, tarımı, hayvancılığı öldüren, madencilik yapılmasına engel olan, masum insanlara, bebeklere varıncaya kadar gözünü kırpmadan katleden teröristlere karşı verdiğimiz mücadeleden ne yazık ki pek çok dost bildiğimiz ülkeden destek göremedik, göremiyoruz. ‘Testi kırılınca yol gösteren çok olur.’ misali, terörle mücadelede beklediğimiz desteği vermeyen ülkeler, ancak mesele El Kaide olunca, mesele DEAŞ olunca, onların vahşeti gündeme gelince, avaz avaz bağırıyorlar. Yani kapıları çalınınca, hırsızın farkına varıyorlar. 35 bin masum insanı katleden bu örgüt, PKK, bugün de PYD/YPG adıyla ne yazık ki Suriye topraklarında faaliyetini sürdürüyor. Acı olan, onların bu faaliyetini sürdürebilmesi de dost bildiğimiz, NATO’dan müttefik bildiğimiz Amerika’nın açık, aleni, doğrudan desteğiyle oluyor. Binlerce tır silah, füze, her türlü mühimmat, bu terör örgütüne aktarılıyor. Bu soruyu sorduğumuzda, müttefikimiz ve dostumuz olan ülkenin verdiği cevap çok enteresan, ‘Biz onlarla stratejik bir işbirliği yapmıyoruz, taktik bir işbirliği yapıyoruz.’ Ne demek? Zırva. Terör örgütüyle işbirliğinin hiçbir şekilde mazur görülecek yanı yoktur. Eğer bölgesel ve küresel terörü yok etmek istiyorsak, bir terör örgütünü yok etmek için başka terör örgütünü kullanamayız. Neymiş? ‘DEAŞ’ı yok edeceğiz, onun için PKK’ya ihtiyacımız var.’ Böyle bir anlayış, bölgede, dünyada barış ve huzur getirebilir mi? Bakın Afganistan’a, ne oldu? Terörü yok etmek için gelenler ne yaptılar? Yıllar sonra itiraf ettiler, trilyonlarca dolar gitti, binlerce insan öldü. Dönüp bakıyoruz, Afganistan onların gelmediği yıllarda mı daha iyiydi şimdi mi daha iyi? Bakın Irak… ‘Nükleer silah var, dünyanın başına bela olacak.’ bir yaygarayla geldiler, Irak daha belini doğrultamadı. Libya’da, Suriye’de, Yemen’de aynı şey. Myanmar’daki etnik temizlik, 3 dinin mukaddes bildiği Kudüs’te hortlatılmaya çalışılan yeni karışıklıklar, yeni din savaşları… Bunların hepsi bölgelere, ülkelere barış getirme adına sözde yapılan, ancak sorunları daha da derinleştirmekten başka işe yaramayan girişimlerdir.”

Yıldırım, Türkiye’nin son yıllarda FETÖ adlı bir terör örgütünün daha olduğunu hatırlattı.

Bu örgütün 15 Temmuz 2016’da Türkiye’de kanlı bir darbe yapmaya kalktığını, kendisinin o dönemde Başbakan olduğunu anlatan Yıldırım, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte milleti, bu alçak darbe girişimine karşı meydanlara davet ettiklerini anımsattı.

Türk siyasi tarihinde, belki de dünya siyasetinde görülmeyen bir işi başardıklarını aktaran Yıldırım, devletin silahlarını, uçaklarını, helikopterlerini, tanklarını, toplarını ele geçiren alçakların, o silahları sivil insanlara yöneltip Türkiye’yi çökertmek, seçilmiş hükümetini yok etmek, ülkeyi kaosa sürüklemek istediğini belirtti.

Ancak o gün, halkın gücünün tankın gücünü yendiğini ve Türk milletinin bu alçaklığa, bu kepazeliğe geçit vermediğini ifade eden Yıldırım, “251 şehit verdik, binlerce gazimiz oldu. Ben bu vesileyle şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize hayırlı, uzun ömürler diliyorum.” diye konuştu.

Terör örgütü FETÖ’nün liderinin Amerika’da el bebek, gül bebek bir malikanede yaşadığını dile getiren Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

“Herşey belli. Darbenin talimatını veren bu. Her türlü bilgi, belge elde fakat dostlarımız, müttefik bildiğimiz ülke, kılını kıpırdatmıyor. Madem vermiyorsun kardeşim adamın yaşamına sınırlama da mı getiremiyorsun? Hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmesine niye izin veriyorsun? Niye bir soruşturma dahi başlatmıyorsun? Yoksa arkasından başka şeyler çıkacağından mı endişe ediyorsun? Başka sual akla gelmiyor.

Türkiye dosyalar dolusu belgeleri önlerine koydu ama çıt yok. Benim teröristim, senin teröristin gibi ayrım olduğu müddetçe, biz terörle mücadelede başarılı olamayacağımız gibi bölgesel ve küresel kardeşliği de sağlayamayız. Sınır aşan sorunlara, ülkeler ve kurumlar arası iş birliği yapmadan mücadele mümkün değildir. Terörün lojistiğini, finansmanını kesmeden, sadece silahla mücadeleyle ortadan kaldırılması mümkün değildir.”

Bu noktada bir hususa daha değinmek istediğini ifade eden Yıldırım, “Türkiye’ye karşı terör faaliyetinde bulunan örgütler, sürekli Batı ülkelerinde hak ve hürriyetlerinin yeterince sağlanmadığından şikayet ediyor. Oysa Türkiye, 2002 yılından beri demokratikleşme yolunda kişilerin kendilerini serbestçe ifade etmesi yolunda, hak ve hürriyetler adına çok önemli yasal ve anayasal değişiklikler yaptı. Parti kapatma imkansız hale geldi. Aynı şekilde inanç ve ifade hürriyetinin alanı da olabildiğince genişletildi. Peki bütün bunları yaptık da terör bitti mi? Hayır, bitmedi. Yapılan düzenlemeler, alınan tedbirlere rağmen terör bitmiyorsa, teröristlerin hak ve hürriyetten daha fazlasını talep ettikleri ve şikayetlerinin hiçbirinin haklı sebebinin olmadığı aşikardır. Bu durum El-Kaide ve DEAŞ için de geçerlidir.” diye konuştu.

TBMM Başkanı Yıldırım, bugün dünya nüfusunun 7,5 milyarı aştığını, gelecek 20 yılda 2 milyar daha artacağının hesap edildiğini anlatarak, dünyanın mevcut GSMH’nın kabaca 80 trilyon dolar üzerinde olduğunu söyledi.

Eşit ve adil bir paylaşım olsa, kişi başına 10 bin doların üzerinde bir gelir oluşturulması gerektiğini belirten Yıldırım, “Yani yoksulluğun neredeyse sona ermiş olması lazım. Dahası gelirin adil dağıtıldığı bir dünyada savaş ve şiddet olgusu da bugünkü düzeyde olmazdı. Böyle olduğu takdirde kaçak, göç, mülteci gibi sorunlar da asgari düzeyde olurdu. İnsanlar keyfine mi doğduğu, büyüdüğü toprakları bırakıyorlar bir maceraya düşüyorlar? Daha iyi bir gelecek için, insanların göç etmesi ayıplanamaz. Oysa, bakıyoruz bu sorunlar katlanarak büyüyor. Günümüz dünyası maalesef öngörülemeyen, liderlerin anlık kararlarıyla sürekli sorun üretiyor. Bugün 700 milyon insan aşırı beslenme sorunu yaşarken, 800 milyon açlık sorunuyla karşı karşıya. Yapılması gereken sorun oluşturan sebeplerin ortadan kaldırılması. Yani sivrisinek aramak değil, bataklığı kurutmaktan geçiyor.” şeklinde konuştu.

Dünyadaki stresin en önemli sebeplerinden biri de mevcut statükonun devam etmesi, statükonun bozulmak istenmemesi olduğunu dile getiren Yıldırım, 2. Dünya Savaşı sonrasında, oluşan savaşları önleme adına kurulan bu statükonun artık ülkelerin ihtiyacını karşılayamadığını, değişen paradigmanın statükonun savunucuları tarafından da artık anlaşılma zorunluluğu olduğunu kaydetti.

Geçen günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda bir kez daha “Dünya beşten büyüktür” dediğini hatırlatan Yıldırım, “Bu beş ülkeye, tek başına olayların karşısına direnme hakkını kim veriyor? Bir yerde masum insanlar ölüyor, oluk oluk kanlar akıyor. ‘Hadi gelelim şunu durduralım’ diyor BM. Birisi elini kaldırıyor ‘yok’ diyor. Dosya orada kapanıyor. Bu sürdürülebilir bir şey değildir. İnsana, huzur, barış getirmeyen, gözyaşı ve kanın, insanlık dramanın devam etmesine seyirci kalmak, küresel sorunlara çözüm getirmez. Bireysel rekabeti, küresel sorunlar karşısında terk edemezsin. ” diye konuştu.

Uluslararası pek çok sorunun da ülkeler arasındaki ilişkilerde eşitsizlikten kaynaklandığını ifade eden Yıldırım, bu eşitsizliği gidermek konusunda da küresel diplomasinin yetersiz kaldığını söyledi.

Komşu ülke Suriye’de olduğu gibi barış ve güvenlik ortamını tesis etmek için yaptırım gücü olan, kararları uygulanan kurumların ne kadar aciz kaldığının görüldüğünü vurgulayan Yıldırım, “Kudüs’te, Filistin’de karar alınıp da İsrail’in uygulamadığı Güvenlik Konseyi kararının sayısı ne kadardır? Yani bazı ülkeler için ‘bu bir mecburiyettir, uygulanmazsa onların felaketine sebeptir’ diyeceksiniz, bazı ülkeler uygulamayınca hiçbir şey olmayacak, hiçbir sonucu olmayacak. Peki bu kuruma, bu sisteme insanları nasıl inandıracağız? Bu sorunun, yüksek sesle sorulması lazım. Sorun çözme işlevi görecek bu tip kurumların olmayışı, güçlülerin çıkarlarını gözeten bir düzeni ortaya çıkarmıştır. Yine bizde bir tabir vardır, ‘hırsız içerideyse, kapı kilit tutmaz.’ Sorunu yaratanların, sorunu çözecek olması gerçeği var olduğu sürece, bu basit daire içinde daha çok döner, dolaşırız.” ifadelerini kullandı.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?